Ernest Hemingway, edebiyat dünyasının en sert isimlerinden birisi. Öyle ki defalarca ölümden dönmüş, dünya onu bir türlü öldürememişti. Kendisi de öldürülmeyi beceremeyince, kendini öldürmeyi becermişti.

Ömrü boyu adeta bir ajan gibi yaşayan Hemingway, (ki bir dönem ajanlık da yaptı “argo” takma adıyla) bu maceraperest ve durmak bilmeyen aksiyonlu hayatını başlatan işi gazetecilik oldu. Yaklaşık burada 6 ay boyunca çalıştı. Az gibi görünebilir fakat buradaki 6 ayı içerisinde gelecek yaşamı boyunca yapacağı şeyleri belirledi. The Kansas City Star gazetesinin yazı işleri müdürü onun hemen romancı stilini oluşturmasına hem de olaylara bakış açısını geliştirmesinde yardımcı oldu. İlerleyen yıllarda da zaten mesleğini savaş muhabirliği yaparak devam ettirecekti. Bu alanda yazılarında ana fikir olarak kabul görülecek savaşın çirkinliği düşüncesini, iliklerine kadar hissedecekti.

Savaş demişken 1. Dünya Savaşı kapıya dayanmıştı. Hemingway, birçok yurttaş gibi savaşmak, orduya katılmak istiyordu. Fakat göz kusurlarından dolayı orduya alınmayınca köşeye geçip kaderini kabulleneceğine şımarık maçomuz, savaş alanında ambulans şoförlüğü yaptı.  Görev sırasında top mermisinin patlamasından gelen onlarca şarapnel parçasıyla yaralandı. Böbreği, dalağı ve diz kapaklarından biri parçalandı. Defalarca ameliyat geçirdi ve dizine alüminyum bir diz kapağı takıldı.

Afrika’da safari gezisinde iken art arda 2 gün de nasıl uçak kazası geçirebilirsin ki? Hemingway için bu bir sorun değil. Çünkü kendisi 23 Ocak ve 24 Ocak 1954’te son derece keyifsiz uçak kazaları geçiriyor. İlkinde uçak telgraf tellerine takılıyor ve zorunlu bir şekilde ormana iniş yapıyor. Arama kurtarma ekipleri Hemingway ve o dönemki eşi Mary Welsh’e (evet “o dönemki” çünkü Hemingway 4 kere evlilik yaptı) ulaşamayınca gazetelere “Hemingway öldü” başlığı bile atılıyor. Başlık sonrasında da bir turist teknesi ile bulunuyorlar.

İkinci kaza ise birinci kazanın travmasını unutmak için Afrika’dan gitmeden önce gerçekleşti. Bu sefer kalkış sırasında uçak alev alıp patladı. Hemingway patlama sonunda içeride sıkıştı ve uçak kapısını kafa darbeleri ile vurarak zar zor açmayı başardı. Yine yaralanan ve kafasına onlarca dikiş yiyen Hemingway bu olayı “Şansım iyi gidiyor” diyerek özetledi.

Hayatı boyunca şarbon, sıtma, cilt kanseri ve zatürree gibi birçok hastalıkla mücadele eder. Diyabet, böbrek yırtılması, hepatit, dalak yırtılması, omurga kırığına rağmen yaşamaya devam eder. Vücudunun direnci, psikolojisinin direncini bozmuştur. Kendisi son derece kavgacı ve maço bir heriftir. Kavgadan kaçmaz, gözü karadır. Gözü o kadar karadır ki köpek balığı avlama gibi son derece enteresan bir hobisi bile vardır. Yakınlarından çıkan söylentilere göre kendisinin öyle bir serseri ruhu vardı ki sarhoş olduğu bir vakit, kuşları tüfek ile avlamak yerine onların bulunduğu bir ağaca el bombası atmıştı.

Bu kadar matrak ve asi bir yaşamı ise kendi elleriyle sonlandırdı. Çünkü bu adam öldürülemiyordu. Belki de hayat ona artık fazla gelmişti. Hayatının son dönemlerinde hastaneler ile iyice içli dışlı olmuş Hemingway bir gün evinde en sevdiği pompalı tüfeği ile kendini başından vurarak yaşamını sonlandırdı. Defalarca ölümün eşiğine gelmiş ama hepsini yenmeyi başarmıştı. Böyle bir yaşamın belki de en ikonik sonu hayatın beceremediği şeyi kendisinin becermesi olacaktı ki öyle oldu zaten.